Pala; ‘Şehir Hastaneleri, sürdürülebilir bir model değil’

Sakarya Kent Çalışma Derneği tarafından düzenlenen panelde Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman ve Türk Tabipler Birliği Şehir Hastaneleri izleme Grubu üyesi Prof.Dr. Kayıhan Pala izleyicilere Türkiye’de sağlık alanındaki özelleştirmelerin tarihi sürecini ve Şehir Hastaneleri’nin uygulama modeli olan kamu-özel ortaklığının ne anlama geldiğini dünyadaki örneklerle izleyicilere aktardı.

Panele CHP Parti Meclisi Üyesi Ayça Taşkent, CHP Sakarya İl Başkanı Erdoğan Isır, Türkiye İşçi Partisi Sakarya İl Başkanı Uğur Acicbe, CHP Adapazarı İlçe Başkanı Ayşe Füsun Çetin, CHP Serdivan İlçe Başkanı Sebahattin Gülbaş, İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpınar, Eğitim Sen Sakarya Şube Başkanı Ali Yavuz Köse, DİSK Emekli Sen Sakarya Şube Başkanı Mehmet Çetin, Tüm Emekli Sen Sakarya Şube Başkanı Günay Şentürk ve çok sayıda izleyici katıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Sakarya Kent Çalışma Derneği Başkanı Av. Zafer Kazan Sakarya’daki doğal varlıklara ve kentte yaşayan yurttaşların sosyal haklarına sahip çıkacaklarını ifade ederken, kenti ilgilendiren gündemlerle ilgili yapacakları salon etkinlikleri ile kent kamuoyunu ve yurttaşları bilgilendirmeye devam edeceklerini söyledi. Kendisi açısından da Şehir Hastaneleri isminin kulağına hoş geldiğini, fakat özellikle Türk Tabipler Birliği’nin itirazlarını basında okuyup bu ne diye incelemeye başladıktan sonra şehir hastanelerinin tedaviyi değil, rantı amaçladığını gördüğünü söyledi. Şehir Hastanelerinin yapılış modeli olan kamu özel ortaklığına İstanbul Boğazı’ndaki üçüncü köprüyü örnek gösteren Kazan, “Köprü açıldığında üzerinden geçtiğimizde gördük ki, o köprü insanlar geçsin diye değil, rant için yapılmış” dedi. 

Panelin ilk konuşmacısı olarak söz alan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, sağlıkta özelleştirmenin tarihinin 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesine kadar gittiğini ifade ederek. Dünya Bankası ve AK Parti eliyle gerçekleştirilen Sağlıkta Dönüşüm programının detaylarını ve dönüşümün yarattığı sonuçları veriler eşliğinde izleyicilerle paylaştı. Sağlık çalışanları arasında ekip çalışmasının gerektirdiği işbirliği, yardımlaşma ve dayanışmanın yerine ‘Toplam kalite Yönetimi’ anlayışı gereği rekabetin koyulmasının hedeflendiğini anlatan Adıyaman, hastayı müşteri, hastaneyi de işletme olarak gören bu anlayışı kabul etmediklerini ve sağlık söz konusu olduğunda rekabet diye bir kavramın söz konusu olamayacağını vurguladı.

Bugün gelinen noktada şehir hastanelerinin çözüm değil aksine sorun üreten yapılara dönüştüğünü belirten Adıyaman, hastanelere belirli oranda doluluk sözü verildiğini, bu yüzden acil hastalar başta olmak üzere genel olarak hastaların şehir hastanelerine yönlendirildiğini söyleyerek, “Öyle ki, örneğin Ankara’da Mamak’taki bir acil hasta ambulansla en yakın hastaneye gideceği yerde, en yakındaki 2-3 hastaneyi geçip en uzaktaki şehir hastanesine yönlendiriliyor. Bu akıl almaz yöntem çok ciddi bir sağlık sorunu” dedi.  Adıyaman konuşmasını ‘Sorunların çözümü için herkese, parasız, nitelikli, kamusal, bölge ve nüfus temelli örgütlenmiş, ekip tarafından sunulan sağlık hizmeti gerekmektedir’ diyerek bitirdi.

Panelin ikinci ve son konuşmacısı TTB Şehir Hastaneleri İzleme Grubu Üyesi Prof.Dr. Kayıhan Pala’ydı.  Pala sunumda kullanacağı verilerin tamamının sağlık bakanlığının verileri ya da açtıkları davalar neticesinde öğrendikleri veriler olduklarını belirtti.

Prof. Dr. Kayıhan Pala, Kamu Özel İşbirliği ile yapılan Şehir Hastaneleri’nin, sürdürülebilir bir model olmadığını söyledi. Pala, bu modelin ilk uygulandığı ülkelerden İngiltere’nin ve Kanada’nın sistemden vazgeçtiğini, ancak Türkiye’de farklı söylemlerle çok iyi pazarlandığını kaydetti. 

Söz konusu modelin Dünya Bankası tarafından 1990’lı yıllarda dayatılmaya başlandığını ifade eden Pala, başlangıçta hastaneden yararlananların katılım payı ödemesini öngören Dünya Bankası’nın 2000’li yıllara gelindiğinde klasik devlet hastanelerini önce özerkleştirilmesi, ardından şirketleştirilmesini daha sonra da özelleştirilmesini önerdiğini ifade etti. Dünya Bankası’nın, 2002 özel raporunda kamu hastanelerine özel sektörün katılımıyla ilgili seçenekler bölümünde, bugünkü şehir hastaneleri modelinine vurgu yapıldığını vurgulayan Pala, AKP’nin iktidar oluşu ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmasıyla bugünkü noktaya gelindiğini anlattı.

Şehir hastanelerinin maliyetlerinin yüksek olduğunu, kent merkezlerindeki hastanelerin kapatıldığını, hastanelerin şehir dışına yapıldığını  vurgulayan Pala, “Yurttaşların hizmete erişimle ilgili yalnızca uzaklıkla ilgisi olmayan aynı zamanda ulaşım maliyetinin yüksekliği, hem de gidip gelmenin zorluğu yüzünden özellikle kronik hastalıklarda tedavinin aksatılmasına ilişkin problemler var” dedi.

YÜKSEK MALİYET

Kamu Özel Ortaklığı modeli ile Sağlık Bakanlığı bütçesinin rehin alındığını, bütçenin yüzde 60’nın kira bedeli olarak ödendiğini iddia eden Pala, yatak başına düşen kapalı alan miktarının, yatak sayısının çok yüksek olduğunu, bunların verimsizliğe yol açtığını, yatak başına metrekare maliyetinin de çok yüksek olduğunu dile getirdi. Pala, “Kalkınma Bakanlığı 2016 raporunda bu hastanelerin maliyeti 10 milyar dolar, bunlara 30 milyar dolar kira ödeyeceğiz diyor. Ancak gerçek maliyetler çok yüksek” diye konuştu.

Şehir Hastaneleri için ödenen 1 yıllık kira bedeliyle o hastanedeki yatak sayısında yeni hastaneler kurulabileceğini belirten Kayıhan Pala, şehir hastanelerinin yatak sayısını artırmayı amaçladığı iddiasının da doğru olmadığını savunarak, “Deniliyor ki, Türkiye’de yatak sayısı az ve bu hastaneler Türkiye’ye ek 40 bin yatak sağlayacak. Yüksek Planlama Kurulu kararlarında çok açık şekilde karşımıza çıktığı gibi hastaneler ve hasta yatakları kapatılarak bu hastanelerin açılmasına izin veriliyor” ifadelerini kullandı.

Dünyada hastanelerinin büyüklüğü ile övünen ülkenin ABD olduğunu belirten Pala, Türkiye’de şehir hastanesi projelerindeki kişi başına düşen oda metrekaresinin bu hastanelerin bile çok üstünde olduğunu örneklerle gösterirken, bunu kulağa hoş gibi gözüktüğünü fakat yatak başına düşen metrekarenin büyümesinin inşa, bakım, ısıtma, soğutma, temizlik maliyetini ciddi oranda arttırdığını, hastanenin yönetimini imkansız hale getirdiği, hastane servisleri arasında ulaşımı zorlaştırdığı ve enfeksiyon riskini arttırdığını söylerken, bu konuya dair yapılan çok sayıda araştırma bir hastanenin verimli hizmet verebilmesi için ‘200 ile 600’ yatak arasında olmasını söylüyor dedi. Bu yatak sayısının altında yahut üstündeki hastanelerin verimli çalışamayacağını vurgulayan Pala, sorulan bir soru üzerine Sakarya’da yapılmak istenen 1000 yataklı hastane yerine şehrin farklı yerlerine yapılacak 500’er yataklı iki hastanenin yapılmasının çok daha doğru olacağını ifade etti.

Etkinliğin sonunda Sakarya Kent Çalışma Derneği Başkanı Av. Zafer kazan tarafından konuşmacılara teşekkür edilerek günün anısına birer plaket takdim edildi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*