Küçük bir esnafın dükkânında çalan radyo sesiyle başlayalım. Çay koyuyor, müşteri bekliyor. Bir yanda ev kirası, diğer yanda iş yeri giderleri, öte yanda vergi, POS cihazı, KDV’si… Şimdi bir de “arka planda çalan müzik” yüzünden karşısına telif faturası çıkıyor. Yani müşteriye çay verirken radyodaki şarkı da çalıyor diye, bir sanat eserinden kazanç elde ettiği varsayılıyor. Peki gerçekten öyle mi?
Müziği Kapatmak Mı, Dükkanı Kapatmak Mı?
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 41. maddesi, eser sahiplerinin kamuya iletim hakkını düzenler. Yani bir müzik eserinin bir işletmede müşterilere dinletilmesi halinde, bu eser sahibinin iznine ve telif bedeline tabi olabilir. Ancak bu düzenleme, “gelir elde etme” amacı ile yapılan kullanımlar için geçerlidir. Lokantada canlı müzik, bir otelde özel DJ performansı, evet; ama tezgahtaki radyodan gelen bir fon müziği?
İşte sorun burada başlıyor: Yasa bir şey diyor, uygulama başka bir şey yapıyor. Radyodan çalan müzik için, metrekareye göre kesilen yüksek telif faturaları, özellikle müzikle hiçbir doğrudan ilişkisi olmayan küçük işletmelere adeta “ceza gibi” yansıyor.
Eser Sahibini Koruyalım Derken Esnafı Ezmek Mi?
Eser sahiplerini korumak elbette anayasal bir görevdir. Telif, sanatçının emeğinin karşılığıdır. Ama bu koruma, ölçüsüz bir tahsilat aracına dönüştüğünde, işlevini yitirir. Çünkü artık hak korumak değil, gelir avcılığına dönüşür. Sakarya’daki tablo tam da bu.
Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nın ( SATSO) yaptığı açıklama net: Esnaf mağdur. Eğlence sektörü dışında kalan, örneğin berber, kafe ya da ayakkabı dükkânı gibi yerlerde telif baskısının artması, müzik yayınlarının tümden kesilmesine, hatta bazı yerlerde işin bırakılmasına yol açıyor. Oysa Kanun’un 42. maddesi diyor ki: “Yayın, gelir temelli kullanımı barındırıyorsa telif doğar.” Sorun da burada zaten: Arka plandaki müzik bir gelir kalemi mi, yoksa müşteri memnuniyetine dönük bir ambiyans unsuru mu?
Orantısızlık, Hukukun Suskunluğudur
Her şeyin ölçüsü olmalı. Hukuk da böyle işler. Bir lokantada çalan fon müziği ile bir konser salonunda sahnelenen müzik arasındaki fark gözetilmeden uygulama yapılırsa, esnaf değil sanat, sadece tepki üretir.
Kanun’un 43. ve devamı maddeleri, meslek birliklerinin denetim ve tahsilat yetkilerini tanımlar. Ancak bu yetki; hukuka, hakkaniyete ve ölçülülük ilkesine uygun kullanılmadığında, ekonomik hayatı zedeleyen bir yaptırıma dönüşür.
Son Söz: Müzik Sustukça Sessizleşir Şehirler
Bugün Sakarya’daki küçük işletmeler müziği susturuyor. Yarın bu sessizlik başka şehirlere yayılırsa, telifin sesi de duyulmaz olur. Çünkü hakkı korumanın yolu, haklının üzerine gitmekten değil; adil olanı çoğaltmaktan geçer.
Gelir getirmeyen bir radyo yayını için esnafa kesilen fahiş telif bedelleri, sanatın ruhunu değil, tahsilatın matematiğini yüceltir. Ne yasa böyle söylüyor, ne vicdan. O hâlde, şimdi adil bir düzenleme vakti.
İlginizi çekebilir: Başkanın Mesajı Net: Sakarya İçin Büyük Düşünme Zamanı • Algı Gerçeği Yutuyor • Sakarya’da Ulaşımın Rengi Değişti